Machiavelli’nin  1513 yılında yazılmasına rağmen tamamlanmasından itibaren 19 yıl, yazarının ölümünden ise ancak 5 yıl sonra 1532 yılında basılabilen sonra tekrar yasaklanan kimilerince “şeytanın kitabı” olarak nitelenen beş yüz yılı geçen bir zamandır yönetenlerin de, yönetilenlerin de okudukları “Hükümdar/Prens” isimli kitabında  kaleme aldığı, “Korkulmaktansa sevilmek mi daha iyidir ya da tam tersi mi?” şeklinde sorduğu sorunun kendisi ve  akabinde yazarın ‘İnsanlar kendisini sevdiren birinden çok, kendisinden korkulan birine zarar vermeyi göze alamazlar…’ şeklinde verdiği cevap hala tartışmaya açık ve güncelliğini koruyor.

Her ne kadar kitap döneminde hükümdarlara hitaben yazılsa da günümüz şirketleri için de benzer soru cevaplanmayı bekliyor, Patron ya da yönetici çalışanları arasında sevilmeli midir, korku yaratmayı mı tercih etmelidir?
Machiavelli’nin de önderdiği gibi ikisinin de bir arada olsa daha iyi olacağı ama  bunun mümkün olmadığı ve cevabı seçenek haline gelmiş bu soru için , ikisi bir arada olmayacaksa korkunun yeğlenmesi günümüzde halen pek çok patron ve yönetici tarafından tercih ediliyor.
Kuşkusuz yazıldığı dönemde kitapda bahsedilen korku kavramı ile yazar ; kitabın hükümdarlara hitaben yazıldığı da düşünülür ise “can korusu” nu kastediyordu. Günümüzde ise ardı ardına gelen ekonomik krizler, krizlerin tetiklediği ya da şirketler tarafından kullanılması ile oluşan istihdam sorunu ve işini kaybetme korkusu, sevilmeye rağmen korkulmayı tercih eden yöneticilerin çalışanlarına bazen uyguladıkları bazen de “aba altından gösterdikleri” işlerini daha iyi yapmalarını sağlamak amacıyla  başvurdukları korkutma yöntemlerinin başında yer alıyor.
Hülâsa korkulmak bu koşullarda en kolay olanı. Sevilmek için yapılması gerekenler ise gerçekten karmaşık ve hiç süphesiz bir uzmanlık ve dahi ayrı bir yazının konusudur.
Yöneticilerin korku ile iş yaptırma düşüncesi kendilerine bağlı alt yöneticileri de etkileyecek ve onların da benzer davranışı benimsemelerine yol açacak ya da mecbur bırakacaktır. Yazarın korkulmak ile ilgili önerisine nefret edilmekten kaçınmak gibi bir çizgi çizdiğini de belirtmek gerekiyor, ona göre yönetici korkulmalı ama nefret edilmekten kaçınmalıdır.
Peki günümüz şirketlerinde çalışanlar üzerinde korku yaratarak verim ve başarı elde etmek mümkün müdür ?
Günümüz şirketlerinin mücadele ettiği; rekabet, değişim ve yeniliklere ayak uydurma konularında başarıya ulaşmak için farklılık yaratan çalışanlara ihtiyacı var. Oysaki insan doğası gereği korku hissettiğinde içgüdüsel olarak, hayatta kalmaya çalışıyor verdiği tepkiler ve yaptıklarının tümü hayatta kalmaya yönelik çabalardan ibarettir. Dolayısı ile korku duyan bir insandan farklılık yaratacak bir girişim, bir uğraş beklemek oldukça zor.
En iyi yapacağı iş ancak ve ancak görevini yapmaktan ibaret olan velayete korku ile bağlanan ve korku ile iş gören çalışanlar kitabın yazıldığı dönemdeki Prens/Hükümdarlar’ın, günümüzde ise konumunu koruma uğraşı içerisindeki ve kendilerine rakip istemeyen yöneticilerin tercih ettiği çalışan türü olsa da farklılık yaratmak isteyen yöneticilerin bu gibi çalışanlardan çok daha iyilerine ihtiyacı var.
Hele ki günümüzde gerçekten yaratıcılık isteyen bilişim, reklam ve güzel sanatlara dayanan iş kolları gibi alanlarda bir çalışanı koku ile tetiklemek ve başarılı olmasını ummak sadece bir hayalden ibaret.
Bazı şirketlerde bazı görevler için görev adamı ihtiyacı olduğu, onların da ancak korku ile mi zapturapt altında tutulabileceği ve bu yolla mı iş yapmaları gerektiği ise ayrı bir tartışma konusu.
Özetle, korkulmak basittir, günümüzdeki şirketlerde salt korku ile çalışanları isteklendirmek (motive etmek) ve onlardan büyük işler başarmalarını beklemek hayalden öteye geçemez,
asıl soru ise sevgi kazanmanın yolları nedir ve buna ulaşmak isteyen yöneticiler neler yapmalıdır ?
Yazar Mesut Y.